Hz. Ali (r.a.)
İlmin Kapısı, Haydar-ı Kerrar, Esedullah
İslam'ın Dördüncü Halifesi ve İlmin Kapısı: Hz. Ali (r.a.)
Doğumu ve Erken Hayatı
Hz. Ali (r.a.), Miladi 600 yılında, Hicret'ten yaklaşık 22 sene önce Mekke'de dünyaya gelmiştir. Kaynaklarda bizzat Kabe'nin içinde doğduğu nakledilmektedir ki bu, onun kutsiyetini gösteren önemli bir işarettir. Babası Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) amcası Ebu Talib, annesi ise Peygamberimizin "annemden sonra annem" diyerek onurlandırdığı Fatıma binti Esed'dir.
Hz. Ali, hayatı boyunca putlara hiç tapmadığı için "Allah yüzünü şereflendirsin" manasına gelen Kerremallahu Vecheh duasıyla, kahramanlığından ötürü Haydar ve Esedullah (Allah'ın Arslanı), ilim ve hikmetinden dolayı ise Ebu Turab ve el-Murteza gibi eşsiz lakaplarla anılmıştır.
İslam'a Giriş ve Gençlik Yılları
Mekke'de yaşanan kıtlık üzerine, amcasının yükünü hafifletmek isteyen Peygamber Efendimiz, Hz. Ali'yi henüz beş yaşındayken himayesine almış ve onun nurlu evinde büyümesini sağlamıştır. Bu özel yetiştirme süreci, Hz. Ali'nin manevi gelişiminde büyük rol oynamıştır.
Hz. Ali henüz 10 yaşındayken, Peygamberimiz ve Hz. Hatice'yi namaz kılarken görmüş ve onlardan İslam'ı öğrenerek iman etmiştir. İman etmeden önce "Gidip babama danışmam lazım" demiş, ancak sonrasında gösterdiği muazzam fetanet ve zekayla şu tarihi sözleri söylemiştir:
"Allah beni yaratırken babama mı sordu ki ben Allah'a kulluk ederken babama sorayım"
Bu sözlerle kendi iradesiyle ilk iman eden çocuk (ve erkek) olma şerefini kazanmıştır.
Hicret ve Fedakarlık
Hz. Ali'nin hayatı, Peygamber Efendimiz'e olan kayıtsız şartsız teslimiyetin örnekleriyle doludur. Hicret gecesi, kapıda suikast için bekleyen müşriklerin kılıç seslerine rağmen, Peygamberimizin yatağına tereddütsüz yatarak tevekkülün zirvesini göstermiştir. Yıllar sonra kendisine o gece kılıç sesleri altında nasıl uyuyabildiği sorulduğunda, "Elli küsur yaşındayım, hala o uykuyu arıyorum" diyerek imanının derinliğini ispatlamıştır.
Medine'ye hicretten sonra, Mescid-i Nebevi inşa edildiğinde Muhacirler ve Ensâr arasında ilan edilen muâhât (kardeşlik) antlaşmasında Hz. Ali açıkta kalınca ağlayarak Peygamberimizin yanına gitmiş, Allah Resulü ise "Sen, benim kardeşimsin" diyerek onu dünyada ve ahirette kendisine kardeş seçmiştir.
Evlilik ve Aile Hayatı
Medine devrinde Hz. Ali, Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma ile evlenmiştir. Çeyizini alabilmek ve düğününü yapabilmek için tek mal varlığı olan zırhını satmış, İslam davasında ehl-i beytin temelini oluşturacak olan Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Muhassin, Zeynep ve Ümmü Gülsüm bu mübarek evlilikten dünyaya gelmiştir.
Savaş Meydanlarında Kahramanlık
Haydar-ı Kerrar
Hz. Ali, ölümden zerre kadar korkmayan, cennetle müjdelenmiş bir kahramandı. Katıldığı savaşlarda sergilediği cesaret ona "Allah'ın Arslanı" unvanını kazandırmıştır.
Bedir Savaşı
Bedir Savaşı'nda müşriklerin önde gelenlerinden Velid bin Utbe'yi tek tek çarpışmada indirmiş ve savaşta öldürülen 70 müşrikten 20'den fazlasını bizzat etkisiz hale getirmiştir.
Uhud ve Zülfikar
Uhud Savaşı'nda sancaktarları devirmiş, gösterdiği fedakarlık sebebiyle Peygamberimiz tarafından kendisine çift çatallı meşhur kılıç Zülfikar hediye edilmiştir.
Hendek Savaşı ve İslami Ahlak
Hendek Savaşı'nda dev cüsseli müşrik savaşçısı Amr bin Hut ile mücadelesi, İslam ahlakının en yüce örneklerinden biridir. Hz. Ali, Amr'ı tam öldüreceği sırada Amr onun yüzüne tükürmüş, Hz. Ali ise kılıcını indirerek geri çekilmiştir. Sebebi sorulduğunda şu cevabı vermiştir:
"Tam kılıcı vuracağım anda yüzüme tükürdü. Dışarı çıktım, nefsime baktım... Kendi nefsime mi öfkeleniyorum yoksa hala İslam için mi mücadele ediyorum diye sorguladım"
Bu hadise, sevgisini ve nefretini yalnızca Allah için kullanmanın, yani istikametin en büyük delilidir.
Hayber Zaferi
Hayber kuşatmasında gözleri ağrıyan Hz. Ali'nin gözlerine Peygamberimiz mübarek tükürüğünü sürmüş ve anında iyileşen Hz. Ali, Hayber kalesinin kapısını kendisine kalkan yaparak büyük bir zaferin kapısını aralamıştır.
İlk Üç Halife Dönemindeki Hizmetleri
Hz. Ali, kendinden önceki üç halife döneminde devletin en büyük danışmanı, şeyhülislamı ve fahrî başkadısı olarak görev yapmıştır. Hz. Ebubekir halife seçildiğinde, eşi Hz. Fatıma'nın miras (Fedek arazisi) konusundaki kırgınlığı ve vefatı sebebiyle biatını altı ay geciktirse de bu süreçte asla bir fitne çıkarmamış, meşru muhalefet ahlakını öğretmiştir.
Hz. Ömer döneminde adaletin tesisi için en zorlu fetvaları vermiş, hatta Hz. Ömer "Ali olmasaydı Ömer helâk olurdu!" diyerek onun ilmine olan muhtaciyetini dile getirmiştir. Hz. Ömer'in, Ehl-i Beyt ile akraba olma şerefine erişmek için Hz. Ali'nin kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmek istemesini Hz. Ali kabul etmiştir.
Hz. Osman döneminde de devlete sadakatle hizmet etmiş, isyancılar halifenin evini kuşattığında canı pahasına halifeyi korumaları için kendi öz oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i evin kapısına nöbetçi dikmiştir.
Halifelik Dönemi ve Fitne Savaşları
Hz. Osman'ın hunharca şehit edilmesinin ardından İslam toplumu büyük bir kaosa sürüklenmiş ve Hz. Ali, insanların yoğun ısrarıyla dördüncü halife olarak seçilmiştir. Ancak dönemin şartları çok ağırlaşmış, üç kişinin inandığı bir dinden, üç kıtaya yayılan ve imanı tam sindirememiş kitlelerin oluşturduğu devasa bir devlete dönüşülmüştü.
Cemel Vakası
Hz. Ali dönemi, İslam tarihinin en acı verici iç çatışmalarına sahne olmuştur. Bu savaşların ilki Cemel Vakası'dır. Bu savaş, temelde iki farklı adalet anlayışının; Adalet-i Mahzâ (tam adalet) ile Adalet-i İzafiye (göreceli adalet) içtihadının çarpışmasıdır. Hz. Ali, Hz. Osman'ın gerçek katilleri bulunmadan masum insanların cezalandırılamayacağını savunurken; Hz. Ayşe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr, suçluları barındıran asiler topluluğunun tümden cezalandırılmasını ehven-i şer olarak savunmuşlardır.
Sıffın Savaşı
İkinci büyük imtihan Sıffın Savaşı olmuştur. Şam valisi Muaviye bin Ebu Süfyan, Hz. Osman'ın katilleri bulunana kadar Hz. Ali'ye biat etmeyeceğini açıklamıştır. Savaş tam Hz. Ali'nin ordusunun lehine bitmek üzereyken, Muaviye'nin komutanı Amr bin As büyük bir hileye başvurarak mızrakların ucuna Kur'an sayfaları taktırmıştır. "Aramızda Kur'an hakem olsun" çağrısı üzerine Tahkim (Hakem) Olayı gerçekleşmiş ve İslam devleti resmen bölünmüştür.
Hâricîlerle Mücadele
Sıffın'da hakem tayin edilmesini bizzat isteyen kitlelerden bir grup, daha sonra Hz. Ali'nin hakem tayin etmesini "Hüküm ancak Allah'ındır" ayetine ters bularak onu şirke girmekle suçlamış ve dinden çıktıklarını iddia etmişlerdir. Hariciler adını alan bu yobaz ve tekfirci grupla Hz. Ali, Nehveran Savaşı'nda mücadele etmek zorunda kalmış ve İslam'ı bu bağnaz zihniyetten temizlemeye çalışmıştır.
Meşhur Bir Hadisi
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu: 'Ben ilim şehriyim, Ali de onun kapısıdır. Kim ilim şehrine girmek isterse kapısından girsin.' (Hadis-i Şerif - Tirmizi, Hakim)